Hiç Bir, insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi? Sevsende gitmeni istediği için gittin mi hayatından? sana sen yokmuşsun gibi davranıldı mı hiç? susan bir insanın ne anlatmak istediğini anladığın oldu mu ? hayatında hep aynı olaylar tekerrür etti mi hiç? Herşeye rağmen seviyorum onu dediğin oldu mu ? her an yanındaymış gibi hissettiğin? sanki, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi, her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip ama aslında hiç gelmeyeceğini de bilmen gibi. ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi ? sen hala bu kadar sevgili iken? Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek... çok kötü değil mi? Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu işitememek, sabaha kadar ağlamak,sesini duymak istesen de, gururun engel olduğu zamanlar oldu mu? Onu sevsen de sende bıraktığı kalp kırgınlığının gurura dönüştüğü Ama hala onu sevdiğin oldu mu hiç? onunla gittiğin yerlerden geçerken, yarım kalmışlığın aktığı oldu mu gözlerinden? her söylediği sözün aklından biran olsun çıkmadığı anlar oldu mu ? Onun canı yandığında seninde canının yandığı odlumu hiç? onu gördüğünde koşup boynuna atlamamak için kendini zor tuttuğun ? sigaradan nefret ettiğin halde, oturup kaç paket içtiğini bile hatırlamadığın zamanlar ? gece camdan bakıp hayalini geçirdiğin oldu mu sokağından? her gece başını yastığa koyduğunda şimdi nerdedir, ne yapıyordur diye düşündüğün oldu mu? o diye yastığa sarıldığın oldu mu? yazdığı mektupları sayısını hatırlamadığın kadar gözü yaşlı okuduğun oldumu hiç? Biliyorsun değil mi? Ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek, belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur değil mi? Ne kadar eritir insani farketmeden. Sen de biliyorsun degil mi bunlari.? Güzel bir cafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde, güzel bir sarki dinlediginde güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi? paylasamadigin için onunla. Hiç iki kisilik beyninle yarim insan oldunmu? Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hiç? Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç? Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç? Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri yazabildin mi? Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hiç? İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin, özlemini, susuzlugunu, açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç? Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar. Gücünün, hani o tanrisal gücünün bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar büyük bir kalp kırgınlığının oldugunu Anladığın zamanlar oldumu? oldu mu hiç? Hiiiiiiiç.... Hiiç... hiç... bir hiç.. CAN DÜNDAR
Bağlanmak, tutulmak, tüm zamanlarının onunla beraber geçmesini istemek ve ondan ayrı kalınca onunla beraber geçirdiğin zamanları düşünmek, istemek, arzulamak, geceleri düşünmekten uyuyamamak, uyuyunca rüyada beraber olmak.
Onunla uyanmak, buluşurken heyecanlanmak ayrılırken hüzünlenmek, onu görmek için elinden geleni yapmak, görünce de konuşamamak, gözlerine bakınca aşkı ve korkuyu bir arada tatmak, telefon çalınca kalbinin çıkacakmış gibi çarpmasını hissetmek,
damarlarında ki dolaşan kanı, giydiği elbiseyi ondan kıskanmak, bir insana duyula bilecek en güzel duyguları ona karşı hissetmek, onun için her şeyi yapmak ve bazı şeyleri yapmamak.
Üzüldüğü zaman üzülmek, sevindiği zaman sevinmek, ona bir daha ayrılmayacakmış gibi sıkı, sıkı sarılmayı istemek, kimselerin olmadığı bir yerde çimenlere uzanıp yıldızları sayarken ne kadar mutlu olduğunu anlatıp “SENİ SEVİYORUM” diye bağırmak ve yankısını beraber dinlemek.
Bağlanmak, hoşlanmak, tutulmak, istemek, arzulamak tek kelimeyle...
22/11/2009 - Bir öpücük ver bana prenses olayım sana.
Yol kenarında duran bir kurbağa, karşı kaldırıma geçmekte olan bir kişiye seslendi: "Bir dakikanızı rica edebilir miyim? Lütfen" dedi. "Ben çok güzel bir prensesim. Beni öperseniz, bir anda değişeceğim ve eski durumuma dönüp, prenses olacağım. o zaman herkese 'Bu cesur adam beni kurtardı' derim. Adam kurbağayı eline aldı, gülümsedi ve cebine koyduktan sonra yoluna devam etti. Bir süre kurbağa yeniden konuşmaya başladı: "Lütfen inanın bana, be gerçekten çok güzel bir prensesim" dedi ve yalvararak ekledi : "Beni öperseniz,söz veriyorum, bir günümü sizle birlikte geçiririm." Adam yine gülümsedi ve kurbağayı yanıtlamaya gerek bile duymadan yoluna bile devam etti.fakat birkaç adım attıktan sonra kurbağa bu kez yalvarmaya başladı: "Ne olur öpün beni" dedi. Adam kurbağayı cebinden çıkardı, ona yine gülümseyerek baktı. Kurbağa ise, yalvarmasını sürdürdü: "Ne olu r bir kez öpüverin beni" dedi. "Göreceksiniz, o zaman birden, güzel bir prenses olacağım ve söz veriyorum, sizle tam bir yıl birlikte olacağım ve her dediğinizi yapacağım, her istediğinizi yerine getireceğim." Adam gülümsedi, kurbağayı yine cebine koydu ve yoluna devam etti. Kurbağa bu kez, adamın cebinden çığlıklar atarak bağırmaya başladı. "Niye öpmüyorsunuz beni, söylesenize?" diye haykırdı ."Beni öpünce göreceksiniz, çok güzel prenses olacağım. Neden inanmıyorsun bana?" kurbağanın bu isyanı üzerine adam onu yeniden cebinden çıkardı, yüzüne yaklaştırdı ve kafasında n geçenleri tane tane açıkladı: "İster peri, ister prenses de ol, fark etmez" dedi. sonra acımasız bir biçimde noktaladı sözünü: " Benim için hiçbir şey, 'Konuşabilen bir kurbağa kadar değerli olamaz.
Sevmek çoğu zaman var olmaktır. Sonunda bizi yok olmaya götürse bile. Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum. Sen bile buna karşı koyamazsın
Yokluğuna iz sürdüm, sonra sürgünlere sürüldüm... Senin merhametine kaldı artık çocuksu tebessümlerim.
Yağsızdı hüznüm, kay(a)madı avuçlarımdan…
Yüreğinin hücresine göm(ül)düm. Düş'lerim yasak. Sen yasak. Dokunmam yasak.
Nefesini ödünç verir misin bana? Oksijensizim.
Yamaya yamaya giyiyorum üzerime artık sevdayı. Dünlerden ödünç alıyorum eksik sevinçleri, yüzüme ekliyorum. Aldanman için. Gülüşlerim, gözyaşlarımın ayaklarına takılsa da sen incinme diye sözlerimi yutarım...
Çatık kaşlı harflerimden ibaret değilsin alfabemde. Dik duruyor hala başı aşk(ım)ın! Adlarımız birleşmemek için cümlelerde körebe oynuyor bir tek. Yakala(nı)rsam çığlığımı susturacağım.
Yara(lı)dır adım. Anladım ki sana susmak, ölüme sus(a)makmış...
Git/me. Bacakları kırık ömrümde sensiz sendelediğimde, yerden kaldırdığım düş olarak kalma.
Cümle bulanıklıkları arasında kaybetmek istemiyorum suretini. Kalemimin rengi mi silik, yüreğinde ki yerim mi? Eşitliği blirsiz bir üçgenin içinde çapsız kaldım. Yine ben mi suçluyum? Yoksa eşitliğime yalnız denklemini savuran sen mi? Ben matematikten de anlamam ki…
Biz seninle bağlaçlarla bile bağlan(a)madık, satırlara. Nokta koy(a)madık cümlelerimize. Virgülleri yoktu, vedalarımızın. Dar geçitlerde bir beden ol(a)madık, ünlemlerden kaçan. Hep üç nokta düştü masalımıza.
Yarınlarım dünlerinin uykusunda … Zaten gelecek vakitlere de vurmadık hiç. Aynı tarafın savaşçıları bile değildik.
Sana heybem de bir sürü sorular biriktiriyorum. Nerede yüreğinin mumlarını söndürüyorsun? Hangi şehir sana yetiyor, bensiz? Hangi gülüşlere sunuyorsun benden (ç)aldıklarını? Hangi ten saklıyor, teninde ki kayıp medeniyetimi? Hangi satır başında geçiyor adım, alaycı da olsa?
. Yoksa sende mi bu soruların cevabını ben de aramaktasın? Ben mi nasılım? Ben ki; tuzaklı mayınlarına basıp, parçalandım. Yüzüstü yatıyorum toprağı kan kokan, ovalarında. Mahremiyetini açtığın kucaklarda intihar oluyorum, senden habersiz…
Seni büyütmek korktuğum satırlarımda kendim büyümüşüm meğer…
Bu masalın sonunda gökten bir elma gibi adın düşüp, adımla mı birleşecek?
Şehrin morglarında bir Efsun yatıyor şimdi, yarı diri. Gözleri açık, yüreği dilsiz. Ölmedi, ölemiyor. Ama yaşamıyor da!
Varlığından özür diliyorum, hala yokluğunda can çekiştiğim için…
YA SAHİP OLURSUN BANA BU HAYATTA.. YA DA HAYAL OLURUM KALIRIM RUYALARINDA.. YA $ARKIN OLUR KALIRIM DUDAKLARINDA.. YA DA UZAKTAN GELEN BİR SES OLUR KALIRIM KULAKLARINDA.. YA YALAN OLURSUN DUNYAMDA.. YA DA ALLAHTAN SONRA TEK GERCEGİM OLURSUN TAPARIM SANA...!
Ruyalarımda SEN Kalbimde SEN Yüreğimde SEN Beynimde SEN Ruhumda SEN Benliğimde SEN Ufkumda SEN Hayalimde SEN Geleceğimde SEN Geçmişimde SEN Varlığımda SEN Yokluğumda SEN İsyanımda SEN Sabrımda SEN Haykırışımda SEN Ağlayışımda SEN Dünyada SEN Ahirette SEN BENDE SEN SEN SEN HEP SENNN
Ey musalla taşında gözleri mühürlü yâr, Ölüm sehpasında aşk, Azrail gülüşüdür. Ateşi yüreğinden cehennem figürlü yâr Senden bir bûse, ömrün müebbet oluşudur… Vefasız gözde gönül durulsa neyleyim yâr, Akıl dile hacizli, vurulsa neyleyim yâr, Ateş sensin ya, mahşer kurulsa neyleyim, yâr… Sende aşk bir nefeste nârın su oluşudur…
Aşk tabipse bileyim gönül neden hep hasta? Toz dumana karışmış hisler bir bir kıyasta. Mesafeler çok yakın, vuslatın başı yasta, Sende aşk, susan dilin çaresiz kalışıdır… Sırça köşkünden kaçıp ferman koysan masaya, Küçük dağlar yıkılır el değince âsâya, Bir sığınsan toprağın gölgesinde İsa’ya, Aşkın iki cihanda dize zor gelişidir… Gözlerimden mirastır sana iki damla yaş, Felaket tellalı ol, bedenin kesilsin taş. Bilesin, âhım koymaz arsız bedeninde baş, Aşk titrek ellerimde canın son buluşudur…
Her kadın bir elmas madenine benzer aslında.İçindeki parlayan ışığı bulmak zordur ama o ışığı yakaladığınızda hayatınıza anlam katacak bir gökkuşağını ellerinize almış olursunuz.