Kimi zaman sevgiliden, kimi zaman ailemizden veya en sevdiğimiz arkadaşımızdan.. Her ihtimalde de yaşanabilecek en kötü olay.. Hayattan hayat koparmak.. Başkasının hayatını, hayatınızdan söküp atmak.. Zor.. Çok zor.. Hele birde zorunluysa ayrılık.. Acısını bile bile hayatınızdan hayat koparıyorsanız, işte o zaman acıyı sonuna kadar hissedersiniz..
Ayrılığın ilk günleri en sakin günlerdir.. Önce bir umut yine beklersiniz.. Belki hepsi rüyadır, aslında biz hiç ayrılır mıyız vb.. bir sürü boş hayalle beklersiniz.. Daha sonra umut yavaş yavaş elini eteğini çeker ruhunuzdan.. İçe kapanma başlar.. Depresif bir ruh hali.. Tek başınıza kalıp acıyı çekmek istersiniz.. İliklerinize kadar hissetmek.. Bunun sebebi ise bana göre ayrıldığınız kişiye özlemdir.. Kimin için acı çektiğinizi biliyorsunuzdur.. O kişiye özlediğiniz için her yerde onu ararsınız.. Gerekirse acı bile çekersiniz.. Çok gariptir aslında.. Her acıdan kaçan insan, söz konusu başka biri olunca acı çekmeye bayılır.. Hatta şarkılar, şiirler yazılır bu durumda.. Ölüme sevda başlar bazılarında.. Hiçbir zaman yarın ölebileceğini düşünmeyen insan, bir başkasının gidişiyle ölümü hisseder.. Yaşamak istemez.. Fakat ruh hali yerindeyse intiharda etmez.. Sadece ölümü bekler.. Ayrılık, insanda ki yaşama sevincini siler.. Alır elinden.. Mutluluğu ve umudu söker ruhtan.. Giderken sadece özlem, acı, hüzün bırakır.. Elindekilerle yaşamaya çalışır insan.. Önce biraz zorlanır.. Gülecek, derdini unutturacak bir sebep arar.. Bulamazsa içkiye, sigaraya yönelir.. İçindeki acıyı boşaltmaya başlar.. İnsana göre değişir bu yas süresi.. Bazıları 5 yıl acı çeker, bazıları 5 saat.. Zaman geçince hayattan koparılan hayatın bıraktığı boşluk kapanmaya başlar.. Fakat yara tamamen kapanmaz.. Biraz uğraşılırsa sızlamaya başlar.. Eğer ayrıldıysa insan, hiçbir zaman tam kapanmayacak bir yaranın sahibi olmuş demektir.. Bütün bu olanlardan sonra, insanın kalbi ruha tekrar umut pompalamaya başlar.. Önce insan bir arkasına bakar.. Bıraktığı kişiye.. Sonra hüzünlü bir gülümseme belirir suratta.. Küçük bir anı seli belirir gözlerde.. Yaşanılan en güzel anlar hatırlanır.. Sonra arkasını dönerek uzaklaşmaya başlar.. Hiçbir zaman tam olarak unutmayacağını bilse bile..
Bana ellerini değil, önce yüreğini aç. İmkânlarını değil, samimiyetini istiyorum. Gülümsemelerinin ardındaki niyetin niteliği Beni daha çok ilgilendiriyor. Bana dışardan nasıl göründüğün değil, İçerden, yürekten neler hissettiğin mühim görünüyor. Bir bakış, bir yöneliş, bir dokunuş basit mi geliyor sana? Sakın ha! Bazen alçalışının bazen de zirvelere sıçrayışının resmidir o anlar… Belki de bazen yüreğinden kayıp gelen O şefkatin damlasıdır seni kurtaracak olan.
Bir nisan kelebeği gibi Belki de iyi niyet kanatlarına yazılmıştır Sonsuzluğun eşsiz güzelliği. Belki de limana yanaşan bir iyilik yelkenlisinin Yelkenlerine doldurduğu en güzel dualarıdır Onu bekleyenlerine yaklaştıran.
Bir bakış hiçbir zaman küçük değildir. Bir dokunuş hiç, ama hiç basit değildir. Bir yöneliş, bir meyil hiçbir zaman küçümsenmemelidir İçinde sevgiliye yaklaşma niyeti varsa eğer…
Seni birdenbire değil, usul usul, içime çeke çeke sevdim Ben seni aç bir insanin tokluğa özlemi gibi sevdim Ben seni öylesine değil, ölesiye sevdim!.. Ben seni görmeyen bir insanın ışığa hasreti gibi sevdim Seni ben yeni doğmuş bebek gibi, masum ve günahsız vede çıkarsız sevdim!... Korkuyorum unutacaksın beni diye Korkuyorum zamana yenilip, el sözüne kulak asıp, korkuyorum kendini düşünüp, beni yarı yolda bırakmandan Vede korkuyorum askının sahte olmasından Seni öylesine sevmedimki ben Seni, ölümüne dek, ölünce toprak altında bile hala Senin kokunu içime çekecekmiş gibi, Tek o zaman sana yakın olacakmış gibi, çok sevdim Seni öylesine değil be bebeğim ölesiye sevdim!..
Birgün bir haber alirsan artik o yok diye, hatirlarmisin Askimi, Sevgimi ve Beni,ararmisin canli hayalimi uzaklarda göklerde anarmisin güzel adimi dudaklarinda sevgiyle, elinde bir demet cicek,gelirmisin kabrime,gözyaslarini döküp ararmisin yoklugumu,anarmisin Seni severken kahrolan halimi. Yanliz adim yazili olan Mezar taslarinda,sabahlarmisin basucumda dilinde duayla,yoksa bikmis gibi benden atipta cicekleri - uzaklasirmisin sessizce kabrimden ve benden, Oysa ben mezarimin üstüne gözyaslarini isterdim,koklardim verdigin tek hatira saclarini... bana kalirsa cikipta ruhu olmayan bedenimle alirdim Seni cürümüs toprak olmus bedenimdeki kollarima
Bazen insan, istemeden, bilmeden hayatında en değer verdiği kişiyi kırar. Bilirsiniz. Pişmanlığı fayda etmez. Geriye dönemez. Acı verir. İçi acır. Kırmıştır, kırılmıştır. Göze alamayacağı şey yok zannettiği bir dostluğu, bir sevgiyi belki bir birlikteliği parçalamıştır. Güzelim Çin vazosu kırılmıştır. Yapıştırırsın su sızdıracağını bile bile, Bakmaya kıyamadığın, artık yaralıdır. Ağlamak istersin, ağlayamazsın, Bilsen gözyaşların bir şeyleri tamir edecek, belki de seller akıtırsın, ama gözyaşları iyi bir yapışkan değildir, bu yüzden o yaşlar içinde erir gider. Kalbin acır, ama elinden bir şey gelmez. Yalvarırsın günlerce, belki de düne kadar varlığını bile reddettiğin yada sonsuz inandığın tanrıya, bir şans, ne olur bir şans daha diye. Sevdiğinin bir gülüşüne, bir nidasına, sana taktığı bir sıfata yerlere kapanmaya hazırsındır. Oysa o sessiz kalır. Sessizliği üstelik sessiz bir sessizlik değildir. Konuşur seninle, sohbet eder, seni, yaşamı paylaşır. Ama sessizdir işte. Anlarsın. Uzaktır, uzaklaşmıştır. Geri getiremezsin. Dokunamazsın. Bir mucize beklersin. Bir adım, bir gülüş, bir sıcaklık, tıpkı eskiden kalan ama eskimeyen bir yakınlık. Ve eğer içindeki çocuğu öldürmemişsen, belki o mucize gerçekleşiverir. Kırılgan ama eskisinden daha sağlam, yeni bir başlangıç yaparsın.
Bir yagmura tutuldu gözlerim, Denizlerde hic belli olmaya, Baslangici bilinen sonu olmayan, O sensin , sen beni hic anlamayan. Sen benimle mutluluk oyunu oynayan, Bense yillardir ahmakca uyuyan, Hergece aklini oynatmamak icin ugrasan, O benim , seni sevmekten aci duyan. Ben bütün duygulari incinen, Hayat denen kisir döngüde dönen, Dalgalarin dövdüdügü sahil gibi, O benim , yüregi acilarla asinan. Bakma benim güldügüme can, Icimde ne kasirgalar var kopan, Sabir diledikce artiyor yaram, O benim Sen icin yanan. Cehennem misali yanar yüregim, Askindan bicare bedenim dilim, Merak etme artik ölü eserin, Öldürdügün burada O benim... O benim sevgim..
hiç bir insanı unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda kaldın mi hiç? hani ölmüş gibi, hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi, her an kapından içeri gülümseyerek girmesini bekleyip ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi. ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek , ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana, ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi sen hala bu kadar sevgili iken? özlemek, bu kadar özlemek, etini kemiğini yakarcasına özlemek... çok kötü değil mi? bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu işitememek , artık sonunun "pi" hali değil mi? biliyorsun değil mi? ne kadar umutsuz bir arayıştır o, kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek, belki şu an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek, belki şu an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak ne zordur değil mi? ne kadar eritir insanı farketmeden. sende biliyorsun değil mi bunları.? bir sinema koltuğunda sende iki kişi gibi oturdun mu hiç? hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına. güzel bir kafe keşfettiğinde, güzel bir film seyrettiğinde, güzel bir şarkı dinlediğinde güzellikleri oranında eksik kaldıklarini hissettin mi paylaşamadığın için onunla. bir barın kalabalığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada? hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi? baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün oldu mu hiç? sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan nefret edemediğin zamanlar oldu mu hiç? gözünün içine baka baka kolunu bacağını kesen bir insanın yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç? hayatta inandığın bütün değerlerini altüst eden birisine aşk şiirleri yazabildin mi? onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara feda oldun mu hiç? içinde ağlayan çocuğa umut sarkıları söyleyemediğin, özlemini, susuzlugunu, açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç? kanayan yarasını gördüğün ama merhem olamadığın zamanlar. gücünün, hani o tanrısal gücünün bir çocuğun ağlamasını susturamayacak kadar olduğunu gördüğün zamanlar oldu mu hiç? hiiiiiiiç.... hiiç... hiç... bir hiç...
Her kadın bir elmas madenine benzer aslında.İçindeki parlayan ışığı bulmak zordur ama o ışığı yakaladığınızda hayatınıza anlam katacak bir gökkuşağını ellerinize almış olursunuz.